Çocukluk Çağı Travmaları "Geçer" mi?

Uzm. Psk. Ece Yayla

“Çocukluk çağı travmaları geçer mi ?” ya da “nasıl geçer?” zaman zaman sorulan, üzerine düşünülen bir soru. “Geçmek” kelimesi bir şeyin iz bırakmadan ortadan kaybolmasına dair bir arzuyu barındırıyor. Sanki geçmişin geçmişte kalmasını istiyoruz. Oysa çoğu zaman geçmiş, geçmişte kalamaz. Beklenmedik bir anda geri döner; tanıdık bir ses, ani bir terk edilme hissi, nedensiz gibi görünen bir öfke ya da içinden çıkılamayan bir üzüntüyle kendini gösterir. Kişi çoğunlukla bunların nereden geldiğini bilmez. Hissedilen bir huzursuzluk vardır, bir şeyler yanlış gibidir, ama ne olduğunu söylemek kolay değildir. Çünkü travma, olayların kronolojik bir kaydından çok beden, duygu ve ilişki aracılığıyla yaşanan bir deneyim olarak içselleşir.Bir deneyimin ruhsallıkta bıraktığı izdir. Aynı deneyim bir kişi için travmatik olurken bir diğeri için olmayabilir. Çünkü belirleyici olan dışarıdan gelen şey değil, kişinin bunu nasıl deneyimlediğidir.

Başlangıç: Travma Nerede Başlar?

Travma denildiğinde akla büyük, belirgin olaylar gelebilir: kayıplar, şiddet, kazalar. Psikanalitik perspektiften bu tür ani ve yoğun deneyimlerin yarattığı travmanın yanında daha az görünür, tanımlanması güç travmalar da vardır; ilk bakışta küçük görünen, tekrar eden deneyimler. Süregelen bir ihmal, tutarsız bir bakım gibi. En derin izler bazen de “olan” şeylerden değil, ihtiyaç duyulurken olmayanlardan, yokluklardan kalır. Winnicott’ın “yeterince iyi anne” kavramı bu açıdan anlamlı bir kavramdır. Bebeğin ihtiyacı mükemmel bir bakım değil, tutarlı, yeterince yanıt veren, çöküşlerinden sonra yeniden buluşabilen bir ilişkidir. Kendilik duygusu bu ilişki içinde doğar. Bu bakım tutarsızsa, orada olması gereken biri yoksa ya da varsa ama gerçekten görmüyorsa bu yokluk, yanıtsızlık, tutarsızlık, beden tarafından sessizce kaydedilir. Kişi ilerleyen yıllarda “neden böyle hissediyorum” diye sorarken, cevap çoğunlukla bu ilk ilişki katmanlarında yatmaktadır. Travma bazen hatırlanan sahnelerle kendini gösterirken, bazen açıklanamayan bir sıkıntı, tekrar eden ilişki biçimleri, nedensiz gibi görünen bir kaygı hali olarak kendini gösterebilir. Çoğu zaman travma yaşandığı anda anlamlandırılamaz. Çocuk, yaşadığı deneyimi ruhsal olarak işleyecek ruhsal araçlara henüz sahip değildir. Bu yüzden yaşanan deneyim bölünmüş, bastırılmış bir şekilde içselleştirilir.

Tekrar: Travma Neden Devam Eder?

“Neden hep aynı tür insanları seçiyorum?”

“Neden her seferinde aynı noktada tıkanıyorum?”

“Neden biliyor olmak değiştirmiyor?”

Bu soruları  Freud’un  tekrar etme zorlantısı olarak adlandırdığı kavramla ele alabiliriz. Bilinçdışı, çözüme kavuşturulamamış çatışmayı tekrar tekrar sahneye koyar. Sanki psişe, o eski acıyı bu sefer farklı bir sonuca ulaştırabilmek için yeniden dener.

Bu tekrarın işlevi; çözümsüz kalan bir şeyin üzerinde, bir kez daha, belki bu sefer farklı bir şans tanıyarak egemenlik kurmaya çalışmaktır. Sorun şudur: tekrar, hafıza yoluyla değil, ilişki ve beden aracılığıyla gerçekleşir. Kişi bunu fark etmez, çünkü bilinçli bir tercih değildir. Tanıdık his, tanıdık dinamik, tanıdık çatışma, kişinin ev sandığı yerdir. Yabancı olan, yani farklı olan, tehlikeli hissettirebilir. Bu yüzden değişim, sadece “farkındalık” meselesi değildir.

Dönüşüm: “Geçmek” Yerine Ne? Terapi ne yapar?

Terapi travmayı silmez. Geçmişi değiştiremez. Ama travmatik deneyimin temsil kazanmasına yani söze, anlama, anlatıya dönüşmesine zemin hazırlar. Daha önce deneyimlenen ama söze dökülemeyen, bir anlatıya dönüştüğünde artık aynı ağırlıkla taşınmaz. Travmatik olan kişiyi edilgen bırakır. Söze döküldükçe kişi yavaş yavaş kendi hikayesinin öznesi olmaya başlar. Terapötik ilişkinin özel bir işlevi vardır burada.Yalnız taşınan birşey artık bir başkasının varlığıyla birlikte taşınır. Danışan, terapist ile kurduğu ilişkide de eski örüntülerini tekrarlar, kaçınır, sınar, hayal kırıklığına hazırlanır. Ama bu sefer ilişki farklı bir şekilde yanıt verir. Terk etmez. Misillemede bulunmaz. Merak etmeye devam eder. Bu yeni düzeltici ilişkisel deneyim ile yeni bir olasılık da canlanmaya başlar. Belki her ilişki aynı bitmez.

Dönüşüm bu noktada başlar. Travmatik deneyim ortadan kalkmaz; ama artık kişinin tüm kendilik algısını belirleyen bir çekirdek olmaktan çıkar. Hikayenin bir parçası olur, taşınabilir, anlamlandırılmış, entegre edilmiş bir parça. Geçmişin kendisi değişmez ama ruhsallıktaki yeri dönüşebilir.

Soruyu Yeniden Sormak

“Travmam geçecek mi?” sorusu bizi genellikle iki uç arasına sıkıştırır: ya geçecek ve artık etkilenmeyeceğim, ya da geçmeyecek ve o ağırlık aynı şekilde taşınmaya devam edecek.

Oysa daha dürüst ve daha üretken soru şu olabilir: Travmamla nasıl bir ilişki kurabiliyorum?

Yaşadığım deneyimi görebiliyor muyum? Bu deneyimin beni nasıl şekillendirdiğini anlayabiliyor muyum? Ve o eski hikayenin dışına adım atabildiğim anlar oluyor mu?

Bu anlar küçük görünür, aslında küçüktür de. Ama dönüşüm zaten büyük aydınlanma anlarında değil, bu küçük, tekrarlanan, ilişki içinde yaşanan anlarda gerçekleşir.

Travma geçmez. Ama taşınma biçimi değişir. Ve bu, çok şeyi değiştirebilir.

Privacy Preference Center